20 Şubat 2018 Salı

AY BATARKEN



AY BATARKEN

(The Moon is Down)

John Steinbeck

1942

Türkçesi: Aslı Biçen

Sel Yayıncılık

1. Baskı – Temmuz 2016

110 sayfa


İşgalciler bir ülkeyi işgal eder.

Bu ülkenin küçük bir şehrinde madencilikle geçimini sağlayan kendi halinde bir halk vardır.

Belediye başkanı yıllardır bu şehrin başkanıdır ve halk tarafından sevilmekte, sayılmaktadır.  İşgalcilere boyun eğmek istemez ama halkı da bunun için örgütleyecek durumda değildir.

İşgalciler kendilerine karşı gelen insanları cezalandırır.

Halkın arasından iki kişi yurt dışına kaçar. Oradan şehirlerine yardım edecek bir yöntemle dönerler.
Şehrin üzerinden uçaklar uçmakta, uçaklar paraşütle yere patlayıcı düzenekleri bırakmaktadır. Patlayıcıların nasıl çalışacağının yazılı olduğu notlara birlikte.

İşgalciler bunu fark eder ve engellemeye çalışır. Belediye başkanı ve yardımcısı olan doktor Winter'ı tutuklarlar.

*

Başkan kendisini öldüreceklerini bilir ve bu noktada arkadaşı doktora Sokrates’in son sözleri ile veda eder.

“Kriton, Asklepios’a bir horoz adamıştım. Borcumu ödersin değil mi?” Doktor Winter da “Borç ödenecek” der.


18 Şubat 2018 Pazar

PİRAYE


PİRAYE

Canan Tan

2003

Doğan Kitap

17. Baskı - Mayıs 2017

383 sayfa



Kardeşim almış bu kitabı, okumuş.

Ben de merak ettim nedir diye, okumaya başladım.

72 sayfa kadar okuyabildim. Çünkü aşırı derecede içim şişti.

İpek Ongun'un 13-17 yaş kızlara hitap eden "Bir Genç Kızın Gizli Defteri" kitaplarını andıran basitlikte, gelgelelim ben 13-17 yaş arasında değilim.

Kardeşime sordum kitabın ne anlattığını. Anlattı. Ağalı, konaklı dizi tadında bir kitapmış. Kardeşim anlatırken ruhumu teslim ettim sıkıntıdan.

*

Kardeşimin anlattığına göre;

Diş hekimliği okuyan güzel ve modern kızımız Piraye, Haşim adlı Diyarbakırlı bir aşiret ağasıyla evlenir. Diyarbakır'da Haşim'in mailecek kaldığı konakta yaşamaya başlarlar. Piraye'nin çocuğu olur ama kız çocuğu olduğu için Haşim'in anasının hoşuna gitmez. Haşim'e kuma bulunur...

Ay şiştim.

Sonunda Piraye erkek çocuk doğuruyormuş. Haşim ölüyormuş. Çocuğun adını da Haşim koyuyormuş Piraye.

*

Daraldım.

Ay yazarken bile vefat ettim.

Tam bir leş edebiyat.



14 Şubat 2018 Çarşamba

ÇEKİM YASASI



ÇEKİM YASASI

(The Law of Attraction)

Esther - Jerry Hicks

2006

Doğan Müzik Kitap

Türkçeye çeviren: Merve Duygun

236 sayfa



Geçen gün kütüphaneye gittim. Elim bu kitaba gitti. Okumayayım şunları diyorum ama yine dayanamıyorum, kötü alışkanlık gibi, bırakamıyorum.

*

Klasik şeyler artık bunlar benim için ama yine de okuyorum. Diyor ki:

Benzer benzeri çeker, hayatındaki her kişi ve olayı aslında sen seçersin, bunu düşüncelerinle yaparsın, istediğin de başına gelir, istemediğin de. İstemediğin şeyin üzerinde çok düşünürsen bunu da hayatına çekersin. O yüzden istediğin şeyi düşün.

Bla bla bla...



13 Şubat 2018 Salı

HEDEF BEYİN



HEDEF BEYİN

(Destination Brain)

Isaac Asimov

1987

Türkçesi: Gönül Suveren

Altın Kitaplar Yayınevi

1. Basım – 1988

230 sayfa

Sovyetler küçültme deneyleri yapmaktadır. Canlıları ve nesneleri küçültebilmektedirler. Ancak bu deneyler gizlidir.

Amerikalı bir nöro-fizikçi olan Albert Morrison, Sovyetlere bu deneylerde yardımcı olabilecek uzmanlığa sahiptir.

Bu nedenle Sovyet yetkilileri Morrison’u kaçırır. ABD Hükümeti de bu kaçırmaya karşı koymaz, Morrison’un deneylerden öğrendiklerini daha sonra gelip anlatması için.

Görev şudur:

Morrison ve diğer uzmanlar bir gemiye binecek, orada küçültülecek ve komadaki bilim adamı Shapirov’un beynine girecek, orada araştırmalar yapacaklar. Shapirov küçültme deneyleri yaparken komaya girmiş, ne düşündüğü, aklında nelerin olduğu önemli. İşte onun düşüncelerini anlayabilmek için bu işe girişiyorlar.

Böylece tarihte ilk defa bir hücre kadar küçültülen insanlar bir insan vücuduna girmiş oluyorlar.

Gemide çeşitli talihsizlikler ve gerginlikler yaşıyorlar.

O esnada Shapirov’un öldüğünü öğreniyorlar. Onun düşüncelerine ulaşamadılar ama en azından sağ salim çıkmayı başardılar. Bu da önemli bir kazanım olarak değerli görülüyor.

Artık Morrison’u ülkesine teslim etme vakti geliyor.

Ancak ekiptekilerden biri (Yuri) Morrison’un kendilerine yalan söylediğini, aslında düşünce okumayı başardığını ama kendilerine söylemediğini anlıyor.

Morrison’u durdurmaya çalışıyor ama Yuri’nin terk ettiği eski sevgilisi Sofia, Yuri’den intikam almak için Morrison’un kaçmasına yardımcı oluyor.

Yuri, Sofia’yı eskisi gibi sevdiğini söylüyor. Sofia inanmıyor ama Morrison Yuri’nin Sofia’yı sevdiğini ağzından kaçırıyor. Bunu gemideki sinyallerden anlamıştı. Bu da Morrison’un gerçekten düşünceleri okuyabildiğini ortaya çıkarmış oluyor.

Morrison’u yakalıyorlar.

Onu garson kılığında aralarına sızmış Amerikalı ajan kurtaıyor ve ülkesine dönmesini sağlıyor.

*

Morrison, bu macereya girişmeden önce silik, düşünceleriyle alay edilen bir bilim insanıyken artık saygı gören ve ünlü bir bilim insanı oluyor.

Her ne kadar Amerika, Sovyetler’in küçültmeyi nasıl yaptığını bilemese de Morrison düşünce transferini/telepatiyi sağlamayı mümkün kılıyor. Bunu yapmayı da Sovyetler bilmiyor. 




11 Şubat 2018 Pazar

YALNIZLAR



YALNIZLAR

Tarık Buğra

1981

Ötüken Neşriyat

9. Basım - Ekim 2012

238 sayfa



Güzel roman. Beğendim.

*

Romantik, bohem, yani bence işe yaramaz bir adam olan Murat Kervancı ve herkesi aşağılayan, küçümseyen, ukala doktor Rıza Candaş.

İkisi arasında kalmış normal bir kız Hürrem.

*

Annesi Hürrem için akrabası Murat'ı uygun görmüştü. İkisi evlenebilirdi. Murat üniversite okuyor, gelecek vadediyordu.

Fakat üniversite eğitimini tamamlamadı. O çok beklenen diplomayı alamadı. Müziğe atıldı. 

Hürrem'in annesi de Murat'ı damat adayı olmaktan çıkardı.

Murat hala Hürrem'i seviyor fakat açılamıyor. Çünkü yukarıda da dediğim gibi işe yaramazın teki.

O esnada doktor Rıza Candaş, Hürrem'e talip oldu. Olgun, akıllı bir adam doktor. Kadınları etkilemesini de biliyor. Hürrem'i de etkiledi. Evlendiler.

Ancak bu evlilik nedeniyle Hürrem annesi dahil pek çok yakınıyla görüşemez oldu.

*

Doktor, Hürrem ile Murat arasında bir şeyler olduğundan kuşkulanıyor.

*

Doktor, Hürrem'i de alıp akrabayı ziyaret olsun diye Murat'ın annesi Nigar Hanım'ın kasabasına gidiyor.

Nigar Hanım'ın çiftlik işlerine yardımcı oluyor, hatta işleri bizzat ele alıyor doktor. 

Nigar Hanım'ın yeğeni Şükriye ile Murat beşik kertmesi. Şükriye yıllardır Murat'ı bekleyen dünya iyisi bir kızcağız.

Murat şehirde annesinin gönderdiği parayı yiyor. 

Şükriye'nin babası Hüseyin, karısı öldükten sonra dünya işlerinden elini eteğini çekmiş, köşesine çekilmiş.

Doktor, Hüseyin Bey ile sık sık münakaşa etse de birbirleriyle sohbet etmekten hoşlanıyorlar.

Doktor, Nigar Hanım'ı ikna edip Murat'a para göndermesini engelliyor ve Murat'ın çiftliğe gelmesini sağlıyor.

Şükriye çok heyecanlanıyor.

Ama heyecanının karşılığını bulamıyor. Murat pek umduğu gibi çıkmıyor. Üstelik Hürrem ile Murat arasında bir şeyler olduğunu seziyor.

Sonra da doktorun ilaçlarından birini alıp intihara kalkışıyor.

Doktor Şükriye'nin bunu yapacağını önceden anladığı için onu kurtarıyor.

Bu yolla istiyor ki herkes bir düşünsün. Şükriye hak ettiği ilgiye kavuşsun. Murat dingili elindeki imkanların güzelliğini görsün. Hürrem karar versin. 

Doktor bu nedenle çiftlikten gidiyor, Hürrem'i bırakıyor geride.

*

Doktor iyi güzel adam. Akıllı. Ama sert mizaçlı. İçinde sevgi besliyor ama gösteremiyor. Hürrem'i seviyor. Seviyorsan sar sıkı sıkı kadını. Biliyor böyle yapsa iyi olacağını ama yapmıyor. 

10 Şubat 2018 Cumartesi

ALDANAN KADIN



ALDANAN KADIN

(Die Betrogene)

Thomas Mann

1954

Almanca aslından çeviren: Esen Tezel

Can Sanat Yayınları

E-KİTAP 1.sürüm - Eylül 2014

68 sayfa


Yaşlı bir kadın (Frau Rosalie von Tümmler) dul bir kadındır. Kocası yıllar önce ölmüştür. Bir kızı (Anna) ve bir oğlu (Eduard) ile birlikte yaşamaktadır.

Anna aklı başında, olgun bir kızdır. Topaldır ve bu yüzden erkeklerin sevgisini hak etmediğini düşünür, zekasıyla ön plandadır.

Rosalie, Eduard’ın genç ve yakışıklı İngilizce öğretmeni Ken Keaton’a aşık olur.

Bu aşkını kızı Anna’ya itiraf eder.

Anna, yaşından büyük bir olgunlukla bu işin olamazlığını annesine anlatmaya çalışır. Bu esnada annesine gayet saygılı ve anlayışlıdır.

Ancak Rosalie, aşkı nedeniyle sağlıklı düşünemez.

Ellili yaşlarda olan Rosalie, artık regl olmadığı için kadınlığından uzaklaştığını sanır. Fakat bir gün yeniden kanaması olur. Bunun aşkın getirdiği gençleşmeyle doğanın kendisine verdiği mucize olduğunu düşünür.

Fakat aslında olan kanserdir.

Rosalie henüz bunu bilmez, aşkını Ken’e de itiraf eder. Ertesi gün buluşmak üzere sözleşirler. Ancak ertesi gün Rosalie hastaneye kaldırılır. Ölür




Artık e-kitap okuyucum var.


6 Şubat 2018 Salı

ŞÖHRET SERVET VE İHTİRAS



ŞÖHRET, SERVET VE İHTİRAS

Başarının Gerçek Anlamı Nedir?

(Fame, Fortune and Ambition)

Osho

2010

İngilizce aslından Türkçeye çeviren: Işıl Ölmez

Butik Yayıncılık

145 sayfa


Geleceği düşünme, geçmişi düşünme, düşünme.

Para, başarı, hayatın anlamı, mutluluk salla bunları. Boş verdiğin an zaten hayatında olacak.

“Mutsuzluk biz tercih yaptığımız için gelir. Mutluluk, tercih yapmamaktır.” Sf.17

“Arzusuzsan bütün arzular gerçekleşecektir.” (Buddha)

“İşler yürür ve kendiliğinden yürür; sen onları olduramazsın. Yapabileceğin en fazla, olabilsinler diye kapılarını açık tutmaktır ama işleri olmaya zorlayamazsın.” Sf.24

“Bir şey olmak zorunda değiliz – zaten öyleyiz. Bütün uyanmışların tek mesajı budur- bir şeye ulaşman gerekmiyor; o şey sana zaten verilmiştir. Varoluştan bir armağandır. Zaten olman gereken yerdesin; başka bir yerde olamazsın. Gidecek hiçbir yer ve ulaşacak hiçbir şey olmadığı için, kutlama yapabilirsin. O zaman telaş yoktur, kaygı yoktur, heyecan yoktur, keder yoktur, başarısız olma korkusu yoktur. Başarısız olamazsın. İşlerin doğası gereği başarısız olmak imkansızdır, çünkü zerre kadar başarı sorunu yoktur.” Sf.52

“Büyük şeyler senin faaliyetlerinle değil, sen açık kapılarla öylece beklerken olur –doğallığıyla, kendiliğinden, büyük şeyler meydana gelir.” Sf.111

Olumlu düşün diyenlere de aldırış etme. Olumsuzsa olumsuzdur. 

“Olumlu düşünme dünyanın başka hiçbir yerinde etki yaratmadı, çünkü çocukça. ‘Düşün ve zengin ol’ herkes bunun tamamen aptalca olduğunu biliyor.” Sf.96

“Zihnindeki olumsuz fikirlerin olumlu fikirlerle bastırılmaması, serbest bırakılması gerekir. Ne olumlu ne de olumsuz bir bilinç yaratmak zorundasın. Bu, saf bilinç olacaktır. O saf bilinçte, en doğal ve keyifli hayatı yaşayacaksın.

Seni incitiyor diye olumsuz bir fikri bastırırsan –örneğin, kızgınsan ve bunu bastırır, enerjiyi olumlu bir şeye dönüştürmek, kızdığın kişiye karşı sevgi ve merhamet dolu hissetmek için çaba göstermeye çalışırsan- kendini kandırdığını bilirsin. Derinlerde bir yerde o hala öfkedir; sadece sen onu örtbas ediyorsundur.” Sf.97

“Olumlu düşünme felsefesi sahte olmak demektir; ikiyüzlü olmak demektir. Belli bir şeyi görmek ama yine de gördüğün şeyi inkar etmek demektir; kendini ve başkalarını kandırmak demektir. Olumlu düşünme Amerika’nın insan düşüncesine kattığı saçmalık felsefesidir.” Sf.101

Yoga iyidir, ama şimdilerde maymun hareketlerine çevirdiler.

“Senin sözde yogilerin başının üzerinde nasıl duracağını, bedenini nasıl eğip bükeceğini öğretir durur. Yoga bir tür sirk olmuştur- anlamsız. Gerçek boyutunu kaybetmiştir” sf.127

Meditasyondur aslolan. Ve meditasyonu para ile satın alamazsın.

Para kötüdür demiyorum, iyidir, ama her şey de değildir.

Her insan özeldir.

“Sen özelsin ve özel olmayı istemene gerek yoktur. Zaten özelsin, benzersizsin – varoluş asla bundan azını yaratmaz. Herkes benzersizdir, tümüyle benzersiz. Daha önce senin gibi tek bir insan olmadı ve bir daha senin gibi bir kişi daha olmayacak. Bilinç, ilk ve son kez bu kalıba girdi, bu nedenle özel olmaya çalışmanın gereği yok: Zaten öylesin.” Sf.114

Böyle şeyler diyor Osho.

Esprili biri de galiba:

“Cennete giden insanların sıkıldığını duydum –ve bunun doğru olduğunu düşünüyorum. Çok güvenilir kaynaklardan alınmıştır, inanabilirsin- dilek ağaçlarının altında oturuyor ve sıkılıyorlar.” Sf.34
*
Buraya kadar tamam neyse de bir de diyor ki: 

“Bütün hayır işleri gerçekte kendi suçunu temizleme çabasıdır.” Sf.57

*

Ölümle ilgili:

“Ölümden korkuyoruz, çünkü öleceğimizi biliyoruz ve ölmek istemiyoruz. Gözlerimizi kapalı tutmak istiyoruz.” Sf.60

Yooo, ben gayet ölmek istiyorum. Hiç de yaşamaya merağım yok.

*
Osho ayrıca biraz da godoş sanki:

“Bir kadını seviyorsam ve o kadın başka erkeklerle hoşça vakit geçiriyorsa, bunun neresinin yanlış olduğunu anlamıyorum.” Sf.61

“Sürekli aklımıza sokulan eski saçmalıklara –monogami, bire bir ilişki, sadakat- son vermek zorundayız.” Sf.62

Bu noktada senden kopuyorum Osho.