19 Temmuz 2017 Çarşamba

GÖLGESİZLER


GÖLGESİZLER

Hasan Ali Toptaş

1995

Everest Yayınları

6. Basım - Nisan 2017

256 sayfa


Arka kapakta kitap hakkında yazıyor ki:

"Gölgesizler, bir kayboluşlar anlatısı; aniden kaybolmaların, beklenmedik dönüşlerin, ölümlü büyülerin, devlet nezdine düşen gölgelerimizin aynası. Tekrarların tekrarını okumamızı sağlayan karakalem bir güvercin; bir garip cinayet ve doğum hikayesi."

*

Tam da bu yüzden sevmedim.

Ben bu "aniden"likleri, "beklenmedik"leri, "tekrarların tekrarını" sevmiyorum.

*

Siz okumadıysanız okuyun ama. Muhtemelen seversiniz, çünkü herkes sevmiş, seviyor. 

Böyle herkesin sevdiği bir şeyi sevmediğimde kendime sinirleniyorum bir miktar. Anlamadığım bir güzellik var demek ki. Herkesin anladığı bu güzelliği anlamadığım için problemli görüyorum kendimi.

*

Şöyle bir hikaye benim okuduğum:

(spoiler içerir)

Köyün Cıngıl Nuri adlı berberi bir gün kayıplara karışıyor. "Ruhum daralıyor" diyor ve gidiyor. Gidiş o gidiş. 

Muhtar, görevi gereği gerekli yerlere haber salıyor ama yine de Nuri'den haber alınamıyor.

Aradan çok uzun zaman geçiyor. O kadar ki sanki Nuri diye biri hiç olmamış gibi.

Sonra bir gün Nuri çıkageliyor. 

Ardından köyün en güzel kızı Güvercin de kayboluyor.

Güvercin'i Cennet'in oğlunun kaçırdığını düşünüyorlar. Cennet'in oğlu inkar ediyor ama inandıramıyor. Sonra çocuk deliriyor. "Kar neden yağar kar?" diye sorup duran bir avareye dönüşüyor.

Muhtar, Güvercin için de elinden geleni yapıyor. Ama faydasız kalıyor. 

Sonra Muhtar, Nuri aslında var mıydı, Güvercin alsında yok muydu, bu köy acaba var mı yok mu, belki ben de yokum... diye diye kendini asıyor.

Güvercin daha sonra bulunuyor. Hamile kalmış, ama kimden hamile kaldığını söylemiyor.

Tüm bu hikayeyi anlatan anlatıcı bir gün gazetede bir haber okuyor "Bir kızı ayı kaçırmış!"

Kitap burada bitiyor. 

Yani Güvercin, ayıdan hamile.

Okuduğumuz da aslında hayalmiş.

*

Ben böyle anladım. 

O yüzden de sevmedim.

Belki yıllar sonra, büyüyünce bir daha okursam severim, şu an göremediğim güzelliği görürüm.

*

Filmi de var.
İzlemedim ama bir ara izleyeceğim.


FOUCAULT SARKACI


FOUCAULT SARKACI

(Il Pendolo di Foucault)

Umberto Eco

1988

Can Yayınları

21. Basım - Ağustos 2016

İtalyanca aslından çeviren: Şadan Karadeniz

912 sayfa



Umberto Eco'nun tüm kitaplarını okumaya karar vermiştim. 

Çok zorlukla okumaya çalıştığım Gülün Adı'ndan sonra bu kitabı da sonuna kadar okuyamadım.

O kadar ilgimi çekmedi ki tapınak şövalyeleri, gül-haç biraderleri, cizvitler, masonlar... Hof, hepsinin canı cehenneme.

*

Kitapta bu konularla ilgili tez yazmak üzere araştırmalar yapan biri var. Bu araştırmaları kapsamında çeşitli insanlarla tanışıyor. Biz de o araştırmalar üzerine bu konular hakkında bilgiler okuyoruz. Ama dediğim gibi hiç ilgimi çekmedi, hiç.



GÜLÜN ADI


GÜLÜN ADI

(Il Nome Della Rosa)

Umberto Eco

1980

Can Yayınları

29. Basım - Ekim 2014

İtalyanca aslından çeviren: Şadan Karadeniz

732 sayfa


Ruhumu teslim ettim okurken. Vefat ettim.

*

Bir manastırda esrarengiz ölümler meydana geliyor. 

Bu ölümleri araştırmak üzere biri görevlendiriliyor.

Bu araştırma çerçevesinde manastırdaki rahiplerin çarpık ilişkileri ve düşünceleri ortaya çıkıyor.

*

Kitabı katilin kim olduğunu öğrenene kadar okudum, sonra bıraktım, daha fazla devam edemedim.

*

Üzgünüm.

*


Gülün Adı bana biraz Benim Adım Kırmızı'yı anımsattı. Orada da manastır gibi içine herkesin giremediği bir minyatürhane var. Orada da esrarengiz bir cinayet meydana geliyor. Orada da o döneme ait bilgiler veriliyor. Anımsattı bana. Yalnız Benim Adım Kırmızı'yı zevkle okumuştum, Gülün Adı'nda vefat ettim.


Filmi de var.
İzlemedim, bir ara izlesem ne güzel olur. 


5 Haziran 2017 Pazartesi

SAVAŞ SANATI


SAVAŞ SANATI

( Sunzi Bingfa Sun - tzu ping - fa)

Sun Tzu

Anahtar Kitaplar Yayınevi

2005

Çevirenler: Sibel Özbudun, Zeynep Ataman

200 sayfa


2000 yıl önce yazılmış.

Savaş taktikleri içeriyor ama esas önemlisi savaşın meydanda değil, masada kazanılacağını söylemesi. Savaşmak son çaredir diyor. Asıl başarı, savaş yapmadan düşmanı bitirmektir, savaş meydanına çıkan komutan savaşı yense de gerçek anlamda bir yenmek değildir bu, onu herkes yapar, önemli olan hiç o savaşa gerek bırakmadan kazanmaktır.

*

"Girdiği her savaşı kazananlar aslında usta değildirler. Başka orduları savaşmadan çaresiz bırakanlar, işte onlar en iyisidir."

*

Hile yap diyor ama nasıl hile?

"Güçlüyken zayıf, cesurken korkak, düzenliyken dağınık, zekiyken aptal, hızlıyken yavaş, bir yerdeyken başka bir yerde görün."

*

Hep böyle çakal çukal tavsiyeler.

Arazi şartları, askerin dağlara nehirlere göre konumlanışı, kuşların bile düşman hattı ile ilgili bilgi verebileceği gibi.

*

Savaş ve sanat kelimelerini yan yana görünce yadırgamıştım ama okuduktan sonra gerçekten sanatsal bir şeyler gördüm.

*
Ama tabii elbette savaşa hayır.✌️

GİZZIT


GİZZIT

İLİŞKİLER YASASI

Deneyimsel Tasarım öğretisi

2015

Dönüşüm Konağı Yayınları

1. Baskı - Ekim 2015

150 sayfa

Bir yazar ismi yok kitapta. 

Arkadaşım verdi bana.

İlişkiler Yasası diye anlattığı şey klişe olarak bildiğimiz "Kaçan kovalanır", "Ağır ol molla desinler" gibi sözlerin gerçekliğini anlatmak.

Çeşitli örnekler vermiş bunlarla ilgili. Ayşe ile Ali başta çok iyilerken sonra Ayşe çok ilgili oluyor, adeta kendi hayatını Ali'ye adıyor, sonra Ali uzaklaşıyor, Ayşe yaptığı fedakarlıklardan bahsedip yakınıyor, Ali ayrılıyor, Ayşe anlam veremiyor. Bunun gibi örnekler.

Taktikler yani. Ağır olmak, çok istememek, hazzı ertelemek, temkinli olmak vb şeyler. Hoşuma gitmiyor bunlar ama sanırım bir miktar doğru da aynı zamanda.

S*KTİR ET


S*İKTİR ET

(F**K IT)

John C. Parkin

Arunas Yayıncılık

Çeviren: Figen Kılavuz

1. Basım - Şubat 2011

196 sayfa


Bunu da okudum. Bunu da yaptım.

*

Adından zaten nemenem bir kitap olduğu anlaşılıyor ama yazarı çok iddialı:

"Bu kitabın insanlığa çok büyük katkısı olacağına inanıyorum." diyor.

Şakacı.

*

Siktir et diye kabalaşmasa özünde söylediği şey "boş ver"

Siktir et lafını kaba bulmuyor gerçi. Sevişmeyi çağrıştıran anarşik, güzel bir kelimedir diyor.

*

Hastalıkları, parayı, ilişkileri, çok yemeği, mutluluk ve huzur aramayı, başka insanların ne düşündüğünü, işe geç kalmayı...siktir et.

*

Kabul et ve rahatla demek bu. (Yapabilirsen)



30 Mayıs 2017 Salı

BİR UYUYUP UYANALIM



BİR UYUYUP UYANALIM

İrfan Değirmenci

2017

İnkılap Kitabevi

5. Baskı - 2017

496 sayfa

İrfan Değirmenci'nin işinden edilmesinin ardından bu kitap yayınlanınca sanmıştım ki o süreci anlatıyor kitapta.

Değilmiş.

*

Önsözde "İlk kitabım benim değil, bunca zaman haberlerime taşıdığım insanların öyküsü." yazmış.

O zaman sandım ki meslek yaşamında tanıdığı ilginç kişileri ve hikayelerini yazmış.

Yok o da değilmiş.

*

Roman yazmış.

Bir apartmanda yaşam mücadelesi veren birkaç komşu.

*

Gay bir çift, atanamayan öğretmen, onun haksız yere terör örgütü üyeliği ile suçlanıp işinden edilen hamile öğretmen karısı, türbanlı bir yetim kız, ablası erkek terörüne kurban giden kimsesiz bir çocuk ve hepsine annelik eden gözüpek bir kadın.

*

Hepsinin kahredici derecede dramatik hikayesi var. Gün yüzü görememek üzerine kurulmuş hayatlar.

*

Tanık olduğumuz olaylar da romanın içinde yer alıyor:

-Suriyeli mülteci bir ailenin insan kaçakçıları tarafından yok edilmesi,

-Camına kar topu çarptı diye kavga çıkarıp katil olan esnaf,

- Parkta yürüyen hamile kadına saldırı,

-Çocuk tacizcisi ve her türlü yalana, hileye, pisliğe başvuran dinciler,

-Kafasına cam düşen kız,

-Twitter'da öfke kusanlar,

-Doğudaki dışarı çıkma yasağı ve ölülerin gömülememesi...

*

Ülke gündemine bir dönem girmiş bu konuların  roman içinde yedirilmesi güzel fikir. Ama karakterler çok karikatürize. Bahsi geçen komşuların yoğun içtenliği çok güzel fakat pek inandırıcı değil, aşırı. Kötü karakterlerse evet onlar bildiğimiz kötü. Lanet olsun onlara.

*

Bu komşuların yaşadığı apartman rant nedeniyle yıkılma tehlikesi içinde. Romanın sonunda da bir başka olayı hatırlatıyor Değirmenci:

- Madımak Katliamı

*

Sık sık da şarkılara (şarkı sözlerine) başvurmuş. Olaylara bir fon müzik koymuş. 

Kapanışı da şöyle yapmış:

"Bir varmış bir yokmuş, dünya masalmış
Her yolcudan bu handa hoş seda kalmış
Gökten üç elma düşmüş yuvarlanmış
Herkes payına düşen elmayı almış."
Sezen Aksu