20 Kasım 2017 Pazartesi

ERMİŞİN BAHÇESİ



ERMİŞİN BAHÇESİ

(Le Jardin Du Prophete)

Halil Cibran

1933

Çeviren: Kenan Sarıalioğlu

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

4. Basım - Eylül 2017

51 sayfa


Halil Cibran'ın Ermiş adlı kitabının devamı.

Ermiş'te, El Mustafa şehirden ayrılmak üzeredir. Ayrılmadan önce insanlara aşk, evlilik, çocuklar, suç ve ceza, yasalar, güzellik, ölüm...vb konularda görüşlerini aktarır.

Ermişin Bahçesi'nde El Mustafa, anne babasının öldüğü topraklara gelir. Müritleri de yanındadır. Onlara çeşitli konular hakkında görüşlerini anlatır. 

(Ancak sonra müritleri gider. Çünkü "Sözlerini anlamadıkları için yürekleri uzaklaştı ondan." sf.37)

Örneğin der ki:

"Uykularınızda büyür, düşlerinizde yaşarsınız dolu hayatınızı. Çünkü gecenin dinginliğinde edindiklerinize şükranla geçirirsiniz bütün günlerinizi.
Çoğu zaman geceyi bir dinlenme vakti olarak düşünür ve anlatırsınız, oysa gerçekte gece bir arayış ve buluş vaktidir." sf.17

"Sabah güneşinin bir çiy damlasındaki imgesi güneşin kendisinden daha az değildir. Hayatın ruhunuzdaki yansıması da hayatın kendisinden daha az değildir.

Karanlıklar üstünüze çöktüğünde, şöyle deyin: 'Bu karanlıklar henüz doğmamış şafaktır; her ne kadar gecenin doğum sancıları içime dolsa da, tepelere doğan şafak bana da doğacaktır."sf.23

"Anlayamadığınız Tanrı'dan daha az söz etmeniz, anlayabileceğimiz birbirimizden daha çok söz etmemiz daha akıllıca olurdu." sf.30

"Verecek kimse bulamayan bir zenginin kederi
Daha ağırdır elleri boş bir dilencinin acısından." sf.41

ERMİŞ


ERMİŞ

(The Prophet)

Halil Cibran

1923

Çeviren: Ayşe Berktay

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 

7. Basım - Haziran 2017

54 sayfa



El Mustafa, yıllarca kaldığı yerden ayrılmak üzeredir. Ayrılmadan önce de insanlara çeşitli konular hakkında bildiklerini anlatır. 

Örneğin aşk hakkında:

"Aşk sizi çağırdığı zaman, onu izleyin... Yolları zorlu ve dik olsa da." sf.6

*

Evlilik hakkında:

"Bırakın mesafeler olsun birlikteliğinizde.(...) Birbirinizi sevin ama aşkı pranga eylemeyin.

Birbirinizin tasını doldurun ama aynı tastan içmeyin. Birbirinize ekmeğinizden verin ama aynı somundan yemeyin. Şarkı söyleyip dans edin birlikte, eğlenin, ama yalnız başınıza olun ikiniz de.

Birlikte durun ama yapışmayın birbirinize." sf.8

*

Çocuklar hakkında:

"Onlar sizin sayenizde gelir ama sizden değildir. Sizinle birlikte olsalar da size ait değildir. Onlara sevginizi verebilirsiniz ama düşüncelerinizi değil... Zira kendi düşünceleri var onların." sf.9

*

Vermek hakkında:

"Veririm ama sadece hak edenlere dersiniz sık sık. Ne meyve bahçenizdeki ağaçlar böyle der ne de çayırlarınızdaki sürüler. Onlar yaşayabilmek için verir; çünkü vermekten kaçınmak yok olmaktır." sf.11

*

Konuşmak hakkında:

"Aranızda yalnız kalmak korkusuyla konuşkan insanları arayanlar var. Yalnızlığın sessizliği kendi çıplak özlerini gösterir onlara, bundan kaçarlar." sf.33

*

Ve daha pek çok konuda bilgece konuşur.

17 Kasım 2017 Cuma

TANRILAR OKULU


TANRILAR OKULU

(La Scuola degli Dei)

Stefano D'Anna

2006

İngilizceden çeviri: Nehir Ötgür

Sinedie Yayınları

443 sayfa


Tüm kitap boyunca yaşadığımız her şeyin bizden kaynaklandığı anlatılıyor.

*

Normal bir adam var, işinde gücünde. İlişkileri pek yolunda gitmiyor. Sonra "Dreamer" ile tanışıyor. Dreamer ona bir çeşit yaşam koçluğu yapıyor. Bu açıdan kişisel gelişim kitabı aslında.

Lupelius adlı filozofun 9. yüzyılda yazılmış bir kitabı varmış, adı Tanrılar Okulu. Bu kitabın da öğretilerinden alıntılarla devam ediyor kitap.

*

Hallac-ı Mansur demiş ya "Ben Tanrıyım." diye.

Kastettiği aslında herkeste ve her şeyde Tanrı'yı ya da Tanrıdan bir parça gördüğü idi.

Bu kitapta daha da ileri gidiliyor. "Ben Tanrı'yım ve seni de ben yarattım." gibi bir anlam çıkıyor.

"Çevrende var olan şeylerin tümünün asıl yaratıcısı sensin! Ne var ki, sen bunu unuttun." sf.57

"Dünya, senin onu düşlediğin gibidir; o bir aynadır. Dışarıda kendi dünyanı bulursun, yarattığın, düşlediğin dünyayı." sf.19

Bunu adeta kafaya tokmakla vura vura anlatıyor. Dreamer'ın tarzı bu, sert bir dili var biraz.

*

Hayatımızdaki olayların, yaşadığımız ıstırab ve felaketlerin  tek sorumlusunun bizzat kendimiz olduğunu söylüyor. 

Sık sık aynı olayları yaşamanın da bununla bağlantılı olduğunu anlatıyor:

"Yaşantında her şey tekrar ediyor... Aynı olaylar defalarca aynı şekilde yaşanıyor, çünkü onları değiştirmek istemiyorsun. Yine şikayet ediyor, yine dünyayı suçluyor ve yine dışarıdan birilerinin seni incittiğine ya da sana felaket getirdiğine inanıyorsun." sf.42

"Olaylar, düşüncelerimizin ve oluş durumlarımızın gözle görünür halidir. (...) Tek gerçek ise onları yaratanın biz olduğumuzdur, olması için sürekli yakaran ve farkında olmadan olayları hayata geçiren biz..." sf.81

Tekrarlanan olaylar bize bizdeki bir meseleyi gösterirmiş. Bunu anlarsak ne mutlu.

"Eğer dış dünyamızda bir olay meydana geldiyse ve olayı yaratan oluş durumumuz ile olanı bağdaştıramazsak, değerli bir fırsatı kaçırırız demektir."sf.89


O kadar ki hiçbir olayın bizim rızamız olmadan gerçekleşmeyeceğini söylüyor. İşte bu yüzden düşünce en büyük güçtür diyor. 

Peki nasıl düzelteceğiz düşlerimizi/düşüncelerimizi?

Kendimizi gözlemleyerek.

"Dünya senin yansımandır. İnanışlarını altüst et, o zaman dünya bir gölge gibi senin peşinden gelecektir. Gerçeklik yeni bir görüntünün biçimini alacaktır." sf.61

Bir de hissettiğimiz olumsuz duyguları ifade etmemeye çalışmamızı öneriyor.

Hatta rol yapmamızı.

"Rol yapmayı öğren.(...) Stratejik olarak yaşamak, fırsatçılık demek değildir ve yalan söylemek anlamına da gelmez. Bu bir savaşçının kendi görünüşünü, dünyanın almaya hazır olduğu ve koşulların gerektirdiği şekilde uyarlayarak davranışlarına aktarma becerisidir.
Yalnızca stratejik olarak yaşayanlar ayakta kalabilirler. Rol yapmak özgürlüktür." sf.375

*

Peki biz manyak mıyız mutsuz olduğumuz şeyleri hayatımıza çekiyoruz?

Evet, bir miktar.

"Kişi kendisi için açık ve seçik olarak sadece sağlık, zenginlik ve esenlik diler. Kendisini gözleyebilseydi ve yüreğini duyabilseydi, aslında hiç durmaksızın bir olumsuzluk ezgisi söylediğini, yani endişelerden, sağlıksız imgelerden ve başına gelebilecek, belki de hiç gelmeyecek korkunç olayları beklemekten ibaret bir felaket duasıyla yakardığını işitebilecekti." sf.89


13 Kasım 2017 Pazartesi

SİYASETNAME


SİYASETNAME

Nizamü'l-Mülk

1092

Farsça Aslından Çeviren: Mehmet Taha Ayar

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

10. Basım - Ocak 2017

365 sayfa



Selçuklu sultanı Melikşah, memleket işlerinin gidişatına dair devlet ricalinden rapor hazırlamalarını istemiş. Nizamü'l-Mülk de bu eseri yazmış. Sultan da çok beğenmiş. 

*

Nizamü'l-Mülk, bir hükümdarın devleti nasıl yönetmesi gerektiğine dair tecrübe ve birikimlerini paylaşmış. Çeşitli tavsiyeler vermiş ve ardından o tavsiyelerle ilgili hikayeler anlatmış.

Hükümdarın adil olması, dürüst olması, emri altında çalışanların liyakatine önem vermesi, devlet meselelerinde alimlerle istişare etmesi... gibi.

*

Casuslardan bahsediyor bir fasılda:

"Hiçbir şeyin hiçbir surette gizli saklı kalmaması ve vuku bulan yahut ayyuka çıkan bir meseleye anında müdahale için kulaklarına çalınan her şeyi padişaha ulaştıracak tacir, seyyah, sufi, yoksul, sakatatçı kılığında, dört bir yana casuslar salınmalıdır." sf.101

Bu biraz riskli bir tavsiye gibi. Abdülhamid döneminde jurnalcilik işi fazla abartılmıştı ve sonuçları ağır olmuştu.

*

Gösterişle ilgili diyor ki:

"Allah'a hamdolsun ki her ne kadar bizim saltanımızın böyle alayişlere ihtiyacı yoksa da hükümdarlık şerefini, padişahlık töresini muhafaza etmek gerektir. Zira padişahın debdebe ve levazımatı onun himmet ve kudreti ölçüsünce olması elzemdir." sf.131

Bu bana cumhurbaşkanlığı sarayı harcamalarının çok olması karşısında yetkililerin yaptığı açıklamayı hatırlattı: "İtibardan tasarruf olmaz" demişlerdi. Nizamü'l-Mülk de onu demiş.

*

Kadınlardan da bahsetmiş. Tahmin edileceği üzere hiç de iyi bahsetmemiş:

"Büyük zararlara yol açacağından ve padişahı haşmet ve şanına halel getireceğinden ötürü hükümdarın astları üst yapmaması lazımdır. Bunlar özellikle ehl-i setr olup akılları bu işlere ermeyen kadınlardır." sf.255

"Kadın iyi günde kötü günde şeytan gibi yol kesicidir." sf.258

Bir de hadis örneği vermiş:

"Peygamber aleyhisselam şöyle buyurur: 'İşlerinizde kadınlarla istişare ediniz; doğru yapmak için onlar işin nasıl yapılması gerektiğini söylüyorlarsa tam tersini yapınız." sf.259

Ona göre kadın kısmını Tanrı özünde eğri olarak yaratmış. 



TANRI YANILGISI



TANRI YANILGISI

(The God Delusion)

Richard Dawkins

2006

Çeviren: Melisa Miller , Barbaros Efe Güner , Tunç Tuncay Bilgin

Kuzey Yayınları

14. Baskı

368 sayfa


Tanrı hakkında aklımdan geçen karışık fikirlerin derlenmiş toplanmış halini okudum bu kitapta. 

*

Ben de varlığına inanmıyorum.

İnananların argümanları da aklıma yatmıyor.

Yazar da bu argümanları tartışmış, akla yatmadığını göstermiş. 

Hangi dine inandığının da bir önemi yok, dindarların açıklamaları aşağı yukarı benzer. 

Örneğin Tanrı tarafından yönetilen bir dünyada acı çekmek konusu. Denebilir ki acılar cesaret ve sabır gösterme fırsatı sunar. Peki Yahudi soykırımına maruz kalmış biri için de mi aynısı nasıl söylenebilir?

Ha ama Yahudileri zaten baştan kaybetmiş, günahkar, cehennemlik görüyorsanız da sizi onlardan ayrı kılan özelliğiniz ne? Sizi cennete gidebilesiniz diye Müslüman yaratan Tanrı, neden diğerlerini de öyle yaratmıyor? Sizi ayrıcalıklı kılan ne?

*

Din, anlamadan, düşünmeden, sorgulamadan sadece inanmayı bir erdem olarak sunuyor. Çocukluktan itibaren psikolojik olarak dine koşullanmış olmak da sorgulamayı zorluyor. 

*

Kitap öncelikle çocukların "Katolik çocuk", "Müslüman çocuk" gibi sınıflandırılmasına karşı. Bir çocuğun dini inancından bahsedilemeyeceği, ailesinin dini inanışının çocuk için kullanılmaması gerektiğini anlatıyor.

Çocukken ailesinden dini telkinlerle büyüyen insanların dini sorgulamakta zorlandıklarından bahsediyor.

*

Einstein'a geçiyor sonra. Onun ara sıra Tanrı'nın adını anmasının yanlış anlaşıldığını söylüyor. 

Einstein şunu söylemiş:

"Dinsel inançlarım hakkında okuduklarınız elbette bir yalan; düzenli olarak tekrar edilmekte olan bir yalan. İnsan suretinde bir Tanrıya inanmam ve bunu hiçbir zaman inkar etmedim; aksine bunu açık bir şekilde ifade ettim. Eğer içimde dinsel olarak adlandırılabilecek bir şey var ise, bu, bilimimizin şimdiye dek meydana çıkarabildiği kadarıyla dünyamızın yapısı karşısındaki sınırsız hayranlığımdır." sf.23


Einstein'e gösterilen bir tepki şöyle;

Dindarların "zihinsel ve ahlaki korkaklığına" örnek olarak gösteriliyor:

"Tanrı bir ruhtur ve teleskopla ya da misroskopla bulunamaz, tıpkı beyni inceleyerek insan düşünce ve duygularının bulunamayacağı gibi. (...) Din inanç üzerine kuruludur, bilgi üzerine değil. "


Bir başka bilim insanı olarak Carl Sagan'ın Tanrı hakkında yorumu şu:

"Tanrı eğer sadece ve sadece kainata hükmeden fiziksel kanunlar dizisiyse, o halde kesinlikle böyle bir Tanrı vardır. Bu Tanrı duygusal yönden tatmin edici değildir... Yer çekimi kanununa dua etmenin pek anlamlı olduğu söylenemez." sf.27

*

Dindarlar, inançları konusunda çok hassas. Nedense her şeye gücü yettiğini söyledikleri Tanrının saldırılara karşı savunmasız olduğunu ve "olağandışı kalınlıkta bir saygı duvarıyla korunması" gerektiğini düşünüyorlar. Muhammed peygamber karikatürlerinin ardından oluşan çatışmalar gibi.

Gazeteci Andrew Mueller'in bu konuda dediği:

"Eğer siz palyaçolar bunların herhangi birinde haklıysanız, karikatüristler zaten cehenneme gidecekler, bu yetmez mi? Bu arada, eğer Müslümanlara yapılan hakaretlerle galeyana gelmek isterseniz, Suriye ve Suudi Arabistan hakkında Uluslararası Af Örgütü raporlarını okuyun." sf.35 

*

Tartışmalarda da "İnancım öyle", "İnancıma aykırı" dendiğinde konu tartışmaya kapanıyor.

"Eğer insanlar bir 7'nci yüzyıl vaizini kendi ailelerinden daha çok seviyorlarsa, bu onlara kalmış. Ancak onlardan başka kimse bunu ciddiye almak zorunda değildir..." sf.35

*

Şöyle bir tahmin var kitapta:

Eskiden çok tanrıcılık vardı. Sonra tek tanrıcılığa geçildi. Ibn Warraq da şunu demiş: "Tektanrıcılık, sırası geldiğinde bir tanrı daha eksilerek ateizme dönüşmeye mahkumdur." sf.38

*

Duaların işe yarayıp yaramadığı ile ilgili bir deney yapılmış. "Büyük Dua Deneyi". Hastalara iyileşmeleri için dua edilmiş. Kimi hastaya bu bilgi verilmiş, kimisine verilmemiş. Sonuç;

Kendisi için dua edildiğini bilen hastalar daha çok acı çekmişler. Tedavinin yan etkilerinden daha çok etkilenmişler, çünkü "Bu onları 'duacılara başvurulacak kadar hasta mıyım?' düşüncesiyle şüpheye düşürmüş. 

Onun dışında kendisine dua edildiğini bilmeyen ve kendisine dua edilmeyen hastalar arasında bir fark olmamış.


*

Dinin şöyle de bir tehlikesi var. Tanrı ile konuştuğunu iddia eden insanların ortaya çıkması ve ona inananların bulunması. George Bush,  Tanrının kendisinden Irak'ı işgal etmesini istediğini söylemişti. "Tanrının ona Irak'ta kitle imha silahları bulunmadığını söylemeye tenezzül etmemiş olması çok yazık." sf.91


"Mantıksal hiçbir gerekçesi olmayan inançlar barındıran insanlara taktığımız isimler vardır. İnançları oldukça yaygın olduğundaysa bu insanları dindar olarak adlandırırız; aksi takdirde bu insanlar deli, psikopat ya da kuruntulu olarak adlandırılacaktı."  sf.91 (Sam Harris)

*

Yazar İncil'den örnekler vererek Tanrı hakkında kutsal kitapların da bir kanıt sunmadığını ortaya koyuyor. Ayrıca kutsal kitaplardaki kimi kısımlar sembolik veya kinaye. Bunların hangilerini nasıl değerlendirmek gerek?

*

Zeka ya da eğitim seviyesi arttıkça bu kişinin dindar olması da o ölçüde olanaksızlaşıyormuş. 

*

Dünyaya baktığımızda bir tasarım olduğunu gözlemleyebiliriz. Bu da bizi bir tasarımcı yani Tanrı olduğu kanaatine ulaştırabilir. Ancak o zaman akla "Tasarımcıyı kim tasarladı?" sorusu gelir.

Yazar burada tasarım değil, bir doğal seçilim olduğunu söylüyor.

Açıklayamadığımız boşlukları Tanrı diye adlandırdığımızı belirtiyor. Bilim ilerledikçe bu boşluklar küçülecek ve "Tanrının yapacak hiçbir şeyi ve saklanacak hiçbir yeri kalmayacak" diyor. sf.125


"Bir şeyin nasıl çalıştığını anlamazsanız, bunu dert etmeyin: sadece pes edin ve bunu Tanrı yaptı deyin." sf.131

Dolayısıyla bilgisizliğimize Tanrı ismini koyuyoruz. 

"Neden Tanrı herhangi bir şeyin açıklaması olarak düşünülür? Değildir. Bu bir açıklamanın başarısızlığıdır, bir omuz silkmedir, 'bilmiyorum' demenin ruhsal ve ayinsel kılığa bürünmüşüdür." sf.133

*

"Din teselli ve rahatlama verir. Topluluklardaki birlikteliği teşvik eder. Neden var olduğumuzu bilme özlemimizi dindirir." sf.159


*

Dindar insanlar genellikle Tanrıya inanmayan insanların iyi bir insan olabileceğini kabul edemez. Eğer Tanrıya inandığınız, kötülük yaptığınızda Tanrının sizi cezalandıracağını düşündüğünüz için iyi bir insan olduğunu söylerseniz  "Tanrının yokluğunda hırsızlık, tecavüz ve cinayet suçlarınızı işleyeceğiniz onaylıyor, ahlaksız bir insan olduğunuzu ifşa etmiş olursunuz." sf.219

İyi olmak için dine ihtiyacımız var demek, aslında polise ihtiyacınız var demek. Polis güçleri ortada yokken dilediğini yapıp, polisler ortaya çıktığında iyi vatandaş rolü oynamak demek.

*

İnanan insanların bir kısmı felaketlerin insanların günahları yüzünden olduğunu düşünüyor. Örneğin bizde Cübbeli Ahmet Hoca'nın 1999 Yalova depremi yorumu.

Dünyanın her yerinde böyle dinciler var. Kitaptaki örnek de 2005'te Katrina kasırgası nedeniyle New Orleans'ın sel felaketi yaşaması. Bir papaz bu kasırganın bir zamanlar New Orleans'ta yaşamış bir lezbiyen komedyen yüzünden olduğunu söylemiş. 

"Her şeye gücü yeten bir Tanrının günahkarları öldürmekte biraz daha hedeflenmiş bir yaklaşım sergileyeceğini düşünürsünüz; bir lezbiyen komedyen barındırdığı için tüm şehrin toptan yok edilmesi yerine belki de lezbiyene akla uygun bir şekilde kalp krizi yaşatabilirdi." sf.229

*

Yani kitap içerdiği açıklamalar, yorumlar, başka görüşlerden alıntılarla Tanrı hakkında fikirlerinizi sorgulamaya açıyor.

Önsözde de bunu belirtmiş yazar:"Kitabın amacı bilinci arttırmak."



26 Eylül 2017 Salı

TİBET'İN GENÇLİK PINARI


TİBET'İN GENÇLİK PINARI

(Ancient Secret of The Fountain of Youth)

Peter Kelder

1939

Çeviren: Eda Tevrizci

Nemesis Kitap

3. Baskı - Mayıs 2017

119 sayfa


Kitapta beş ana hareket var. Ayin diye geçiyor bu hareketler. Onları her gün düzenli olarak yapınca kişi kendisini daha genç ve dinç buluyormuş.

Bu uygulamayı yapanların yorumları var hem kitabın başında hem internette çeşitli platformlarda. Herkes iyi geldiğinde hemfikir. 

Kitapta bir hikaye içinde anlatılmış bu uygulama. Albay Bradford varmış, yaptığı araştırmalar sonucu bu bilgilere ulaşmış. Maceralarını anlatıyor kitabın anlatıcısına.

Resimleri de var bu hareketlerin.

Ben denemeyi düşünüyorum açıkçası. Egzersizden zarar gelmez. 


Kitabın ikinci cildi de var. Aldım ama muhtemelen okumayacağım. Bunda kitabı okuyup uygulayanların yorumları, ısınma hareketleri, doğru beslenme örnekleri vb var. 

12 Eylül 2017 Salı

SUİKAST BÜROSU


SUİKAST BÜROSU

(The Assassination Bureau, Ltd.)

Jack London

Çeviren: İnci Katırcı

İthaki Yayınları

1. Baskı – Mayıs 2013

193 sayfa


Bunun filmi yapılmamış mı diye düşündüm okurken. Çünkü bundan süper kaçmacalı kovalamacalı aksiyon filmi olurmuş.

Sonra öğrendim ki filmi de varmış:



*

Suikast bürosu verdiği söze sadık, akıllı ve başarılı insanlardan oluşan bir ekip.

Büro başkanı İvan Dragomiloff.

Bu büroda parası karşılığı istediğiniz insanın ölmesini sağlayabilirsiniz. Kral, devlet lideri, sendika başkanı, sosyetik biri ya da düz insan, fark etmez.

Tek şart öldürülmesi istenen kişinin gerçekten ölmeyi hak edecek bir haksızlık, kötülük yapmış olması.

*

Winter Hall suikast bürosuna ulaşmaya çalışan bir delikanlı.

Sonunda bu büroyla irtibata geçiyor. Başkan Dragomiloff  ile görüşüyor. Öldürülmesini istediği kişi ise Dragomiloff’un ta kendisi.

Dragomiloff önce bocalıyor bu istek karşısında.

Fakat büronun değişmez kuralları var. Örneğin ölmeyi hak edecek bir haksızlık yapmış olmak.

Dragomiloff ile Hall, bu konuda bir tartışmaya girişiyorlar. Dragomiloff sonunda ikna oluyor suikast bürosu tarafından öldürülmeyi hak ettiğine.

Ekibine bu konuda talimat veriyor. Büro yönetimini de Hall’a bırakıyor.

*

Hall bu isteğinden pişman oluyor, çünkü Dragomiloff, Hall’un sevdiği kız Grunya’nın babası imiş meğer.

(Grunya, Dragomiloff’u Sergius Constantine adıyla ve dayısı olarak biliyor. Dayısı bildiği babasının suikast bürosu işini bilmiyor. Onun ticaretle uğraştığını sanıyor. Gerçeği sonra öğreniyor.)

*

Suikast ekibi önce anlayamıyorlar şefleri Dragomiloff’un kendi kendisinin öldürülmesi isteğini. Onun aklını kaçırmış olduğundan şüpheleniyorlar.

Ama Dragomiloff ciddi. Peşine düşen ekip elemanlarını öldürüyor.

İşin ciddiyetini anlayan ekip de Dragomiloff’un peşine düşüyor.

Ekiptekiler manyak. Etik, doğruluk, ahlak gibi konular üzerinde son derece keskin takıntıları var. Normal şartlarda insan öldürebilecek birilerine benzemiyorlar ama söz konusu suikast emri olunca çok soğukkanlı oluyorlar.

*

Dragomiloff ve peşindeki suikast ekibi arasında sıkı bir kaçma kovalamaca başlıyor.

Büro eğer bir yıl içinde öldürülmesi istenen kişiyi öldürmeyi başaramamışsa görev sona ermiş oluyor ve alınan para iade ediliyor.

Dragomiloff için sürenin dolmasına bir gün kalıyor. Suikast ekibinden de sadece bir kişi kalıyor geriye.

Dragomiloff, her ne kadar öldürülmesi istenen kişinin ta kendisi olsa da ve bu yüzden kaçmış, peşindekilerden kurtulmuş olsa da nihayet yıllardır kusursuz işleyen suikast bürosunun başkanı. Dolayısıyla görevi tamamlamak üzere kızına bir mektup bırakarak gidiyor.

Anlaşılan kendini öldürecek.

*

Bir solukta okudum.


Çok iyiydi.