17 Haziran 2016 Cuma

İSTANBUL HATIRALAR VE ŞEHİR




İSTANBUL

HATIRALAR VE ŞEHİR

Orhan Pamuk

2003

Yapı Kredi Yayınları

10. Baskı - Kasım 2006

361 sayfa


Orhan Pamuk, İstanbul'un kendisi için ne anlam ifade ettiğini anlatmış bu kitapta. Bunu yaparken çocukluğunu, gençliğini, İstanbul'u resmeden ressamları, İstanbul aşığı yazarları, anne-baba ve ağabeyiyle ilişkilerini, ilk aşkını da anlatmış.

*

İstanbul resimleri konusunda Melling'e özel bir yer ayırmış. Her baktığında farklı bir ayrıntısını fark ettiği enfes resimlerine hayranmış.

Çocukluğunda o da resme merak salmış. Ciddi ciddi ressam olmak istemiş. 

Annesi, Türkiye'de ressamlık yaparak para kazanamayacağı konusunda acı fakat doğru nasihatlerde bulunmuş. Zaten Orhan Pamuk da o sıralar ressam olma hayalinden vazgeçmiş. "Yazar olacağım ben." demiş annesine.

İlk aşkıyla da resim yaptığı atölyede vakit geçirirmiş sık sık. (Kitap boyu "Eee hani aşk yok mu aşk?" diye sabırsızlandım. Aşklarından, özellikle ilk aşkından bahsetmeseydi çok şaşırırdım ve eksik bulurdum kitabı. Çünkü ben en çok o kısmı merak ediyorum. Ayıp mı acaba bu merakım? Ne var ki? İnsan hayatının en güzel kısmı bence aşklı dönemler.) İsim vermeden bahsettiği bu "güzelim"iyle sevişmeleri, kızın ona modellik yapmasını anlatmış.

Sonra ailesi kızı yurt dışına göndermiş, böylece ayrılmak zorunda kalmışlar.

*

İstanbul sevdalısı "Dört Hüzünlü Yalnız Yazar"dan bahsetmiş:

- Abdülhak Şinasi Hisar

- Yahya Kemal

- Ahmet Hamdi Tanpınar

- Reşat Ekrem Koçu

Ahmet Hamdi Tanpınar'ı biliyorum, okudum kitaplarını. İstanbul aşkı, (özellikle Üsküdar, Sarıyer, Emirgan) "Huzur" romanında buram buram hissedilir.

Yahya Kemal de Tanpınar'ın çok sevdiği hocası.

Reşat Ekrem Koçu'nun da bu kitapta varlığını öğrendiğim çok matrak bir İstanbul ansiklopedisi varmış. Ivır zıvır bilgilerle dolu.

*

Orhan Pamuk'un ailesi Nişantaşılı zengin bir aile. Babası ve amcası pek çok işlere girmişler, çıkmışlar, iflas etmişler...Sonraları maddi açıdan biraz zayıflamışlar. 

Orhan Pamuk'un babası, annesini aldatıyormuş. O yüzden babasından iğrendim. Böyle iğrenç bir adama tahammül ettiği için kadına da acıdım. 

Orhan Pamuk'tan da şüphe etmeye başladım. Kesin o da karısını/sevgilisini aldatmıştır ya da aldatacaktır. Aldatmaya meyili vardır kes-sin. (Zaten kitabı da babasına ithaf etmiş.)

*

Ağabeyiyle ağabey-kardeş kavgaları çok olmuş. Yıllar sonra bu kavgalardan ağabeyine bahsettiğinde onun bunları hatırlamadığını görmüş.

"...Bütün bunlar hiç olmamış da, ben her zamanki gibi ilginç bir şeyler yazabilmek için kendime çarpıcı ve melodramik bir geçmiş icat ediyormuşum gibi davrandılar bana."

"Çarpıcı ve melodramik" hikayeler genellikle fakirlikle, yoksunluklarla ilgili oluyor. Orhan Pamuk, açıkçası tuzu kuru, olağan bir çocukluk geçirmiş, anlatacak travmatik bir öyküsü yok. O yüzden varsa yoksa hayal gücüne ve olayları etkileyici şekilde anlatma kabiliyetine yüklenmeli. 

Ama sanki kendisi fırtınalı bir hayatı, zorluklarla geçmiş bir çocukluğu olsun istermiş gibi. 

Bu açıdan Oğuz Atay'ın "Tutunamayanlar"ındaki Selim Işık'a benziyor:

"Babasını ve ağabeysini kaybetmiş iki ay arayla. Ondanmış bu elem. Talihleri vardır bu gibilerin: her zaman bir acı bulurlar çekecek. Senin de her işin iyi gider aksi gibi."

Somut bir sebebi olmadan acı çekenler, gerçek dertleri olduğu için acı çekenlere imrenebilirler bazen.

Sabahattin Ali de "İçimizdeki Şeytan"da Ömer'e -bir noktaya kadar- düz bir hayat çizmiştir, Ömer aksiyonlar yaşama isteğindedir, ama gerçekte her şey yolundadır. Bu duruma arkadaşının yorumu şu olur:

"...Sen dünyada ne kadar antikalık yapmak istersen hayat da önüne o kadar gündelik hadiseler çıkarıyor."

*

Tüm bunlar bağlamında Orhan Pamuk için İstanbul, hüzün demekmiş. Yıkık dökük eski evler, yoksul mahalleler, tabii bir yanda da kendi Nişantaşı'sı.

İstanbul fotoğrafları da var kitapta bol bol. O fotoğraflardan da yazarın İstanbul'u neden hüzünle bağdaştırdığını anlamak mümkün. Her şey eski, döküntü, bakımsız, emanet, üstüne düşülse elmas gibi parlayacak bir cevher, ama hak ettiği değeri görmemiş.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder